SANAT YAPMANIN AMACI
Aslında insan sanat yapmaz. Sanat hep oradadır. Biz ise onu yaşamımızda bir yerde bulursak ne âlâ. İnsan her çağda kendi benliğini ve kimliğini dışa vurma isteğiyle var oldu. Mağara duvarlarına elinin izini basan ilk çağ insanlarının "ben vardım ve buradaydım" deme şekliydi. Kendini anlatmak, izlenimlerini anlatmak istedi. Nasıl avlandığını, nasıl yaşadığını, nelerin onu derinden etkileyip, nelerden kaçmak gerektiğini anlatmak istedi. Daha sonra sanat, insanla beraber evrimleşti ve gelişti. İletişim kurmak için güzel bir araç olarak benimsedi. Tüm bunlarla birlikte iletişim şeklinizi biricik hale getirip evrenselleştirdiğinizde ise övülür hale geldi. Örneğin; “hepinizden nefret ediyorum” diye bağırırsanız bu kabalık olur, ama içsel devinimlerinizi dışa vurduğunuz bir resim yaparsanız takdir edilirsiniz. Bunu daha iyi yapanlara kendi aramızda sanatçı, yaptıklarına da sanat deriz. Nietzsche’nin çekici gibi, insanlar sadece yapar ve yıkar. Yapma sürecinde, kendi bulduğu teknolojilerle bu anlatım şeklini geliştirdi. Fırça kullandı, taş yonttu ve boyayı buldu. Renk ve ruh kattı. "Ben buradaydım" deme şeklini bir sürü yolla denedi. Hatta "siz de buradasınız, siz busunuz" dedi. Zamanla evrimine devam etti ve günümüze geldi. Artık insanoğlunun elinde bir sürü teknik var ve kendini anlatmaya devam ediyor. Sanat, içgüdüsel bir harekettir. Evrende bir başına oluşunun duyumsattığı üzüntüyü, sevinci, huzuru -her ne hissediyorsan- bilinçli oluşunun getirdiği varoluşsal sıkıntıları yansıtmak, dışa vurmak, bildirmek istediğin zaman hayat seni sanatın başucuna getirir. Ama şuna dikkat edin ki sanatı sanat yapan etkilenmektir. Etkilenmemene rağmen sırf popüler olan bir konuyu, notaya, kâğıda, tuvale, filme döktüğün zaman bir kalıcılığı olmaz. Hatta buna “sanat”ta denmez. Picasso, Guernica’yı çizerken İspanya’nın iç savaşından derinden etkilendiği için değil de gündemde olan bir konu olduğu için çizseydi, günümüzde bile bu kadar beğenileceğine inanıyor musunuz? Senin, istemesen bile içinde bulunduğun hayatın, seni mecbur kıldığı zorunluluklar yüzünden, hissettirdiği böcek hissini, Kafka da iliklerine kadar hissetmeseydi, yazdığı alegori, bugünkü seni bu kadar yansıtabilir miydi? Çok severek dinlediğim sanatçımız Cansever’in, bu söylediklerimi destekler niteliğinde bir sözünü hatırlıyorum "Sanat kişinin acısıyla arasına mesafe koymasını, onu seyretmesini, ona hâkim olmasını sağlar" demişti.
Bence burada “sanatın ne için olduğuna”da cevap vermiş oldum. Ayrıca, sanatın hedef kitlesi konusunda neden yalnızca sanat ve toplum işlenegelmiştir, anlamış değilim. Sanat ya sanat ya da toplum için midir? Sanatçı içindir diyemez miyiz? Sanat, onu icra edenin kendi için yaptığı şeydir diyemez miyim? Biz dışarıdakiler, sanatçının ancak bize göstermek istediği kadarıyla yetinmiyor muyuz? Bunlara tabii ki yalnızca kesin bir cevap vermek zor. Bence ne içini değişir. O yüzden ne için değildir diye sorayım. Buna kesin olarak söyleyebilirim ki; para için değil, malumunuzdur, Lidyalılardan önce de sanat vardı. Sanat için yaşayın demiyorum ama sanatsız yaşamayın.