Toprağın Altında Hepimiz Biriz

dostlar, şu dünyada ne makama güven kalır ne de el üstünde tutulan o güzelim yüzlere… İnsan dediğin, iki gün el üstünde gezdirilince kendini bir şey sanır, zamanın onu teğet geçeceğini sanıp hülyalara dalar. Oysa insanoğlu fani; bugün aynada hayranlıkla baktığın o çehre, yarın bir bakmışsın bir avuç toprağa muhtaç olmuş. Şu iki dizede hakikati özetlemeye çalıştım: Nice sevilmiş yüzler gördüm çöken, Toprak hepsine aynı mühürle çöker. İşte bütün mesele bu kelamın içinde saklı. Bir zamanlar gözünün içine bakılan, adı dillerden düşmeyen, meclislerin başköşesine oturtulan nice gani, nice güzel insan geldi geçti bu âlemden. Zamana söz geçirebilen oldu mu? Yok. Zaman amansız bir değirmen; ne güzellik dinliyor ne de itibar. Nitekim İsa (Mesih) dünya malına ve bedenine güvenen insanoğluna şu hikmetli kelamıyla seslenmez mi: "İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne faydası olur?” İşte dünyevi sevdaların, güzelliğin, paranın, kibrin ve makamın ve de hırsın, ihtirasın peşinde koşarken asıl özümüzü, canımızı unutmanın çaresizliği tam olarak buradadır. Peki ya sonra? Beytin ikinci dizesi vuruyor asıl neşteri kalbe: Toprak, hepsinin üzerine aynı mühürle çöküyor. Bak hele şu hikmete… Dünyada paşa olsan ne yazar, geda olsan ne yazar? Dünya sofrasında kime ne kadar pay düşerse düşsün, kara toprağın altına girince hesap birleniyor. Toprak ne kralın tacına bakar ne fakirin yırtık hırkasına. Ne çok sevilmiş olman değiştirir bu hükmü, ne de kimsesiz kalmış olman. O mühür vuruldu mu; kibrin de biter, hırsın da, benliğin de… Pavlus şöyle der: "Kardeşler... Her gün ölüyorum!" maksat işte bu hakikati gözün kapandığında değil, henüz nefes alırken görebilmektir. Madem en nihayetinde toprağın o adil mührü altında hepimiz bir olacağız, madem güzellik de mülk de elde kalmıyor; şu üç günlük dünyada benlik davası gütmek niye? Kibirle böbürlenmek, insanı hor görmek neye yarar? Günü gelip o mühür tepemize basılmadan evvel, gönül kırmamayı, kul hakkına girmemeyi ve bir hoş seda bırakmayı bilmek gerek. Çünkü toprağın altı; unvanı, malı mülkü değil, sadece ve sadece kalbindeki samimiyeti ve heybendeki rızayı, niyazı, imanı ve teslimiyeti hepsiyle birlikte salih amelleri ve meyveleri kabul eder. Allı turna gibi süzüldüğümüz bu fani âlemde, nihayetinde hepimizin varacağı yer aynı toprak, yiyeceği damga aynı mühürdür
Eyyup Badem

Eyyup Badem

Yazar (Sokaktan Sesler)

1 yazı