Urfa’nın Yakasındaki Narin Çiçek, 4. Göbeklitepe Uluslararası Film Festivali
Sinemanın ve tarihin kesiştiği bu dört günde Şanlıurfa, yalnızca kadim geçmişiyle değil sinemayla da anılsın istedik. Ve bir grup idealist, tutkulu sinema emekçisi, gönüllüsü ve sanatseveri bu isteği gerçekleştirdi. Göbeklitepe Uluslararası Film Festivali, bu yıl bir kez daha umut ekti toprağa. Üstelik tüm bunlar, şehrin kalbinde Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür ve Sanat Merkezi’nde; nam-ı diğer Reji Kilisesi’nin taş duvarları arasında misafir etti bizleri. Dört gün boyunca bu tarihi yapının taş duvarlarında yankılanan alkışlar, geçmişle geleceğin el sıkışması gibiydi.
Festival boyunca katıldığım seanslarda sadece filmleri izlemekle kalmadım izleyenleri, salonun enerjisini, perdeye yansıyan her karenin izleyicide bıraktığı izleri de gözlemledim. Öğrenciler, akademisyenler, aileler ve sanatçıların her biri farklı bir heyecanla doldurdu salonları. Her gösterim sonrası yapılan sohbetlerde, sinemanın ortak bir dil olduğu hissi daha da belirginleşti.
Festivalin yalnızca gösterimlerle sınırlı kalmadığını da belirtmeliyim. Rock, piyano ve koro dinletileriyle sanat farklı disiplinlerde birleşti. Habip Diy’in “Yontulmuş Zaman” adlı sergisi ve İsmail Baltacı’nın “Göbeklitepe: Ben, Sen, Onlar” başlıklı çalışması ise ziyaretçileri görsel bir zaman yolculuğuna çıkardı.
Söyleşiler kısmında ise Güven Kıraç, Erkan Can, Pelin Batu, Eylem Kaftan, Vuslat Saraçoğlu, Önder Şengül, M. Can Ülü izleyicilerle bir araya geldi. Güven Kıraç’ın şu sözleri akıllarda kaldı:
“Bu dört yıllık güzel, narin bir çiçek… Henüz filizlenmiş, topraktan çıkmış bu çiçek Urfa’nın yakasına çok yakıştı. Urfa bu çiçeği kaybetmesin, yakasından düşürmesin. Halk sahip çıksın, halk sahip çıkarsa bu dört yıl değil, dört yüz de olur.”
Özel gösterim filmleri “Balina’nın Bilgisi” ve “Hemme’nin öldüğü günlerden biri” gösterime çıktıktan sonra birçok yönetmen organizasyondan memnuniyetini dile getirdi. İran’dan, Gürcistan’dan, Avrupa’dan gelen yönetmenler, filmlerini bizimle paylaşırken halkın dostluğundan da söz ettiler. Tüm bunların yanında Burak Göral’ın iki gün vakit ayırdığı senaryo atölyesinden bahsetmemek de olmaz.
Tüm bunların sonunda festivalin ödülleri, sinemaya gönül vermiş nice ismin emeklerini taçlandırdı.
Ulusal kategoride:
• En İyi Film: 105-33 ile Onur Demirçivi,
• En İyi Yönetmen: Aç Açına ile Ahmet Toğaç,
• En İyi Senaryo: Sinek Gibi ile Hazal Beril Çam…
Uluslararası alanda ise:
• En İyi Film: Lost in Language ile Mohammad Ghorbani,
• En İyi Yönetmen: When I Grow Up ile Santiaga Daniel Oliverai,
• En İyi Senaryo: Just a Fist ile Mostafa Yeganeh,
• Klaus Schmidt Belgesel Ödülü: Frescoes of the Flooded Monastery… or How Lisa Saved «Apocalypse» ile Elenora Tukhareli,
• Mansiyon Ödülü: I Am a Canadian ile Foad Asadi’ye verildi.
Haberi bitirmeden teşekkür borcumu da ifade etmeliyim: Göbeklitepe Kültür Sanat Derneği Başkanı ve Festival Genel Koordinatörü Ahmet Yavuzel, Festival Direktörü Mustafa Deniz Doğan ve her birinin ismini buraya yazamasak da bu festivalin kalbini taşıyan gönüllü ekibinin tümüne gönülden teşekkürlerimi sunarım.